Wednesday, 18 June 2008 05:15 by
yonetici
“Hristiyanlaştırmaya Karşı Bizanslı Bedrin Aslanları” Büyük Bedri’nin MÖ.63’de ölümünden 50 yıl sonra, İstanbul’da başlatılan Hristiyanlaştırmaya karşı yeni bir inancın ortaya çıktığını görüyoruz; Mitraizm, Bedri’nin Yolunda Gidenler. Yani, İsa’ya karşı Bedri! Ya da, efsaneleşmiş kahraman Bedri’ye karşı İsa! Romalı korsanlar Anadolu’da yükselen direnişi kırmakta zorlanıyorlardı. Anadolu halkı kendi kahraman direnişçi atalarının yolundan gitmek varken, yeni bir Tanrı/İsa (İda) kavramına haklı olarak sıcak bakmıyordu. Mitraizm ise kendileri demekti. Şaman töresine sadık kalarak kendi topraklarını Roma’ya yağmalattırmayacaklarını düşünüyorlardı. Bu düşünce, Bedrin Aslanları olmaktı. Üzerlerindeki baskıya rağmen, Kuman Oğuzlu Bizans kral ve kraliçeleri Şaman-Oğuz olduklarını gizlemiyordu, Anadolu halkı zaten bu inanıştaydı, Romalı tarihçiler ise onlara Pagan diyordu. Kraliçe Teodora’ya karşı başlatılan büyük Hristiyan-Yahudi isyanında, Teodora’nın kocasını kaçmamaya ikna edişi, akıllı davranıp Anadolu yakasından büyük bir asker desteği getirtmesi, Ayasofya’nın yeni yapılan duvarlarına koyduğu resimlerde Kibele Güneşini bilim adamı Niğdeli Apollonius’un resmine koyması, onun Bedri’nin Yolundan/Bedreddini olduğuna kanıt olarak gösterilebilir. Resimdeki doğabilimci, filozof, şifacı Apo-llu-anaus/Zekânın Ulu Atası Apollonius için İsa’mıdır, değil midir tartışması yapıladursun, bu binayı yaptıran kraliçe de, yapan ustalar da Anadolulu Şaman Oğuzluydular. 5 yılda dünyada yapılan en büyük bilimeviydi (katedral derler, değildir!). Kraliçe Teodora (Teo-Duria/Suriyeatalı) öldüğünde cesedi Ayasofya’da büyük bir Şaman töreniyle yakıldı (MS. 548); bu, onun ölürken bile Hristiyan olmadığının kanıtıdır. Bu arada belirtelim; Şaman inanışı batılı tarihçilerin yazdığı gibi çoktanrılı bir din asla değildir, Ulu Tanrı /Tengri Ula /Allah / Yüce Akıl kavramı Asya’dan beri hep vardır. Roma’nın yağmacılığına karşı Bedrin Aslanları olmak isteyenlerin kurduğu Mitraizm ruhu tüm Roma sömürgesi olan topraklarda hızla yayıldı, akımın gizli örgütleri kuruldu. Zaman zaman, Avusturya’da (Carnutum) ve İstanbul’da olduğu gibi açıktan devlet desteği aldıkları oluyordu. Fakat, çoğu zaman Kilise Babalarının açık saldırısına uğradıklarını Bizans tarihinde görebiliyoruz. Örneğin Bedridede’nin akrabalarından Penelope/ Pan-Ulu-Apa büyük işkence görmüş, kuyulara atılmış, hipodromda atlara bağlanıp sürüklenmiş ve hep direnmişti. (Onu da Hristiyanlar kendine mal edip azize ilan ettiler, çünkü ona yapılan işkenceyi seyrettirdikleri yoksul halk korkudan Hristiyanlığa geçmişti!) Bizans’ın Kuman soylu kralı Konstantin, direnişçi Penelope’nın anısına “Aya İrini” işevi/manastırını yaptırdı, ki bu yer daha önce Bodrumlu amiral Artemisia’nın (Ari-tami-si) anıt müzesi idi. Mitraizme inanmış olanlar için anlatılan özelliklere bakılırsa, onlar, bugün Anadolu İslâmı olarak bildiğimiz Alevi/Ulu-evi/Al’lı-evi kültüründen ve doğal olarak antik Oğuz-Şaman kültüründen pek de farklı değildirler. Mitraizmle ilgili bazı bilgileri, bilgisunarda ulaştığımız siteden aktaralım. Ancak belirtmeliyim ki alıntılarda kullanılan dil, taraflı yazılardan çeviri olup, bazen de “korsanlarla ittifak eden paganlar” gibi aşağılayıcı bir dildir. Bkz.http://sargon.blogcu.com/Hiristiyanligin_Dogusu_2/ Mitra'nın adını taşıyan ve mitolojik olarak Pers soyundan geldiğine inanılan kral Mitridates ile korsanlar arasındaki(?!) ittifak ilişkisi sonucu yeni tanrı için Mitras isminin benimsenmesine yol açtı. Mitras, İran tanrısı Mitra ile içiçedir ama bu yeni dinin Pers Mitra dini ile bir alakası yoktur. Pers Tanrısı Mitra'nın sembolü güneştir, güneş tanrısıdır. Zerdüşt dininde yargılama esnasında Ahura Mazda'nın yanında yer alır ve insanların yargılamasında bulunur. Ancak Mitras dininde güneş Mitras'ın önünde diz çökmüş olarak gösterilir. Mitras evreni yöneten çok güçlü bir tanrıdır artık ve güneş de o yıldızların en güçlüsüdür. Gene de Mitras karşısında bir hiçtir. Roma'da ölümden sonra hayat inancın esas biçimi haline gelmeye başlamıştı. Her ne kadar ölenin vücudunun mezarda yaşamaya devam ettiği ve ruhun da Hades'e gittiğine inanç devam ediyorsa da artık hakim olan öğreti, göksel ölümsüzlük ön plana geçmeye başlamıştı Mitras gizemciliğinde, gökyüzündeki iki yörünge olan sabit yıldızlar ve gezegenler kürelerinin ve bunların aralarındaki ruhların geçişinin bir sembolü vardır. Bu sembol yedi kapısı olan bir merdiven ve en tepesinde bir kapıdır. Mitras dininin en büyük özelliği halka açık olarak kutlanan hiç bir kutsal töreninin olmamasıdır. Sadece kabul edilenlere açıktır, başka gizem dinine katılanlar bu dine katılamazlar. Bu dine girenler bu sırrın, yani Mitras tarafından evrenin düzeninin değiştirildiği gizinin saklayıcısıdırlar. Bu gizi öğrenmek isteyen adaylar dine giriş ritüelinde yedi aşamadan geçerler. Bu aşamalar; Kuzgun, Gelin, Aslan, Asker, Pers , Güneşin Koruyucusu ve Baba aşamalarıdır. 1- İlk aşama günahlarından suyla arınarak yeniden dirilmesi için ona verilen bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. 2- İkinci aşama, Mitras'ın gelini olarak düşünülen adaya bir duvak takılır ve eline bir lamba verilir. Görevi Mitras heykeline bir kap su sunmaktır. Kap onun kalbini, su ise aşkını simgeler. (Sakilik) 3-Üçüncü aşama, kördügüm atılmış bir ipi elleriyle çözer. Kendisine bir taç verilir. Bunun anlamı maddi dünyanın bağlarından kurtulmasıdır. Düğüm çözme sabır ve iyi geçimli olmaya karşılık Anadolu’da devam eden bir kavramdır. İskender, Polatlı’da, Midas’ın kör düğümünü sabırla çözmek yerine kılıçla keserek çözendir. Aynı Polatlı’da, Sakarya nehri kıyısında, Hristiyan yağmacıların işgal ettiği bu topraklarda, Türk’ün makus talihini yenen de bir Bedrin Aslanı olan Mustafa Kemal’dir! 4- Dördüncü aşama ateş elementine girilir, aslan aşamasıdır. Bu yüzden adayın tören sırasında, suya dokunmaması ve ellerini su yerine, sağlık ve bereketin simgesi olan balla yıkaması istenir. (Anadolu’da bebeğe ballı su verilir, sözü balla kesilir.) Aslan aşamasındaki aday, kendisinden daha aşağı aşamalarda bulunan adayların hazırladığı yemeği, kutsal tören yemeğine götüren kişidir. Bu yemek, Mitras'ın güneşin arabasıyla göğe çıkmadan önce, son kez arkadaşlarıyla ekmek ve şarap yemesini canlandıran önemli bir olaydır. (Bektaşi kültüründe aynen vardır.) 5- Beşinci aşama Ay'ın hakimiyetindeki Pers aşamasıdır. Adayın bilgeliğin en üst aşamasına kabul edilebileceğinin bir göstergesidir. Bu aşama, adayın ilkel, hayvanımsı yanının yok olmasını betimler. Kabul edilen aday balla arınır. (Bal ile Bedridede’nin ilişkisi!) 6- Altıncı aşama Güneş'in hakimiyetindeki Güneşin Koruyucusu (Heliodromos ) aşamasıdır. Bu aşamaya ulaşan aday Mitras'ın yanına oturarak güneşe öykünür. Üstünde güneşin, ateşin ve yaşam taşıyan kanın simgesi olan kırmızı bir giysi vardır. (Anadolu’da gelinin beline kırmızı kurdele bağlanır, al yazma örtülür, kına yakılır, vb. ) 7- Yedinci aşama olan Baba (Pater) Saturnus'un hakimiyetindedir. Buraya erişen aday artık Mitras'ın yeryüzündeki temsilcisidir. Egemenliğindeki topluluğun öğretmenidir. Kırmızı bir başlık takar ve kırmızı, dökük bir pantolon giyer. Ayrıca ruhsal görevinin sembolü olan bir asa taşıyarak bu son aşamanın tüm heybetini görüntüsünde yansıtır. 8- Son olarak Mitras tapınaklarının yer altında kayalık içerisindeki mağaralarda olduğunu, bunu da Mitras'ın kayadan doğumundan kaynaklandığını belirtmek gerekiyor. Mitras mağaraları en fazla yüz kişi alabilen yeraltı mağaralarıydı. Mağaralarda hep kuyu bulunurdu. Bu mağaralara bir dizi yeraltı geçidiyle ulaşılır ve bu geçitler külte kabul törenlerinde kullanılırdı. (Ürgüp-Göreme’de, antik Filistin Mazata’da olduğu gibi, Anadolu’da pek çok yerde daha geçitleri olan birbiriyle bağlantılı şehirler vardır.) Adı geçen sitede “Mitraizm, Eliade’nin değerlendirmesi” bölümünden: “Birçok imparator, özellikle de siyasi nedenlerle, Mithracılığı destekledi. Diocletianus ve diğer Augustuslar 307 veya 308'de Carnutum'da "imparatorluğun yardımcısı" Mithra'ya bir sunak adadılar. Ama Konstantinos'un 312'de Milvius köprüsünde kazandığı zafer, Mithracılığın sonunu getirdi. Julianos'un çok kısa saltanatında tapım tekrar eski saygınlığına kavuştu; bu filozof-imparator Mithracı olduğunu açıklıyordu. Onun 363'te ölmesinden sonra bir hoşgörü dönemi başladı, ama Gratianus'un 382 tarihli kararnamesi Mithracılığa verilen resmi desteği sona erdirdi. Tüm batıni selamet dinleri ve gizli cemiyetler gibi, Mithra tapımı da baskı ve kovuşturmaya uğrayınca tarihsel bir gerçek olarak ortadan kayboldu.”
Kaynak: Turkpolitika
Hazırlayan: A. Akdeniz
Be the first to rate this post
- Currently 0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5